Taşındım
Evet takipçilerim (umuyorum orada bi yerde varsanız) taşındım. Bundan Sonra
adresinden ulaşabilirsiniz.
Gidin başka yerde yaşayın ulan ergenliğinizi.
Gençler ağır küfür edeceğim görmek istemeyenler devam etmesin. (burdanda anneme eminem kardeşimden “cleaning my closet” parçasının nakaratını yolluyorum.)
Ulan beyinin zerresinden yoksun ergen kitlesi;
Beren Saat gibi güzel bir şahsiyetten de soğuttunuz ya beni bokların içinde boğulursunuz inşallah. A.q nasıl bu kadar gerizekalı olabiliyorsunuz yahu. Bir gün televizyonda Beren Saati gördüm ve hakikaten güzel bir insan olduğunu düşündüm. Bu blogun amacı da duygularımdan ve düşüncelerimden bahsetmek olduğu için bu düşüncemi buraya yazmamdan ve okuyanlar arasında beren saati tanımayanlar olabilir düşüncesi ile fotoğraflarını koymamdan daha doğal bir şey yok diye düşünüyorum. Ama amına kodumun yazısına 215 tane zeka yoksunu yorumun geleceğini ben nerden tahmin edebilirdim? Yok o bereni çok seviyormuş, yok başkası beren saatten msnini istiyormuş…. Arada nispeten daha çakal bi iki tanesi çıktı ergen egosunu tatmin etmek için “beren saatin msni var bende ama vermem kimseye hıh” modunda mesajlar attı. Sonra bir sürü sazan (ki sazanlar muhtemelen daha zeki hayvanlardır) atladı fln fistan….
Bakın sevgili gerizekalı insancıklar burası beren saatin web sitesi değil bu 1. Beren saat buraya yazdıklarınızın hiç birini görmüyo bu 2. sik kadar aklınız varsa sokun şunları aklınıza ha yok biz mongoluz diyorsanız siktirin gidin başka sitelere benim asabımı hoplatmayın…
Warning!
Belirli bir saatte uyanmak zorunda olmakdan daha sinir bozucu bir şey varsa bu hayatta o da uyanmak zorunda değilken uyandırılmak. Bi gün az sevdiğim (dikkatiniz çekiyorum sevmediğim demiyorum) biri böyle bir davranışta bulunursa cinayet işleyebileceğimden korkuyorum. Aman diyeyim yanımda osurabilecek samimiyete gelmeden denemesin kimse böyle şeyler.
Here I am Babe
Evet kendime geldim. Bir novalgin aldım, camları pencereleri açtım götümü dondurdum, sevdiğim müziği açtım, sikerler ödevi dedim bi ara verdim. Ne güzel bir şeymiş tekrar insan olmak. :D:D
İçim Sıkıldı Lan
Güneşli bir kış günü onyüzbinmilyon tane ödevle evde tıkılmanın ne kadar daraltıcı ve baş ağrıtan bir şey olduğundan bahsetmişmiydim daha önce??
Blogger’a Taşınasım Var
Evet götümde kurt var. Sıkıldım. Uyuz olmaya başladım zaten wordpress’e. Kodlarıyla falan da oynatmıyor lavuk. Çok da üşeniyorum komple blogu bloggera taşımaya. Ama geçmişimi de bırakasım yok. Gerçi orada yeni bi blog açıp buraya link verebilirim ama pek tatlı gelmiyo bana o fikir. Kısacası yardım edin bana. Sevin beni.
Neden ki nick?
O diil de nick name olarak kullandığım zımbırtıdan utanmaya başladığımı fark ettim :S Yani daha doğrusu bir nickname olarak güzel ancak nickname kullanmak beni daraltmaya başladı. Bilemedim…
Ben, kendim ve diğerleri…
Bunca zamandır blog yazıp neden diğer bloglara ilgi göstermediğime anlam veremedim. Saat 3 sularında http://ohsoparanoid.blogspot.com‘u gördüm. Çok sevdim. Manasız bi biçimde kendime benzettim. Benzemiyodur heralde gerçekte. Bilemiyorum. Neyse… işte ordan berrak isimli hanımefendinin favori bloglarından sörflemek münasebetiyle güzel güzel bi sürü blog gördüm. İyi oldu… Muhtemelen daha az sıkılırım bundan sonra. O değil de neden bu kadar az kiş okuyor lan bu blogu? Çok mu kötü yazıyorum? Vardır lan illa ki bir iki tane seven. Varsa duysun beni yorum falan yazsın tatmin etsin egomu. İşte böyle. Bugünde bir sabahın körü hezeyanının sonuna geldik. Bir ara aynı yerde görüşmek üzere. Esen kalın… (kim?)
İnsan Devrilir mi?
Okulumu sevdiğimi söylemiştim daha önce. Ve hayatımda ilk kez severek ödev yaptığımı da söylememe gerek yok herhalde. E severek yazdığım yazıları da güzel buluyorum. Güzel bulduğum yazılarımı da bu bloga koymak istiyorum. O yüzden okul için yazdığım yazılardan beğendiklerimi buraya koyacağım arada sırada. Mesela Türkçe dersinde verilen başlıklardan biri olan devrim hakkında yazdığım zımbırtıyı koydum. Buyursunlar…
İnsan Devrilir mi?
Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Genel Sözlüğünün çevrimiçi versiyonunda “devrim” kelimesi şu şekilde ifade edilmiş: “ Belli bir alanda hızlı, köklü ve nitelikli değişiklik.”. Yani son derece genel bir sözcük devrim öyleyse neden bizim “büyük” paşalarımız devrim kelimesini çok gördüler bu halka? Kökü “devirmek” den geldiği için mi? Bir şeylerin devrilmesi mi korkutmuştu “bizim çocukları”. İsmi Devrim olan çocukların adını İnkılap olarak değiştirecek kadar mı korkutucuydu hızlı, köklü ve nitelikli bir değişim? Bir dönem Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve ordusunun başında bulunan insanları korkutan ve bu korku dolu paşaların darbesiyle bir halkın kabusu olan kelimeyi anlatmaya çalışacağım sizlere.
Devrim kelimesiyle ilgili olarak yüzlerce kitap yazılmış ve binlerce söz söylenmiştir bugüne kadar. Hatta onlarca yolundan bahsedilir devrimin. Kimisi silahsız, sadece fikirlerle ve halkın desteğini alarak yapılabileceğini söyler. Kimisi ise ancak ve ancak savaşla gerçekleşebileceğini, hiçbir halkın gerçek bir devrime hazır olmadığını olamayacağını çünkü halkın var olan düzen tarafından beyninin yıkandığını iddia eder.
Yazımın başında da bahsettiğim gibi ilginç bir paranoya sonucu devrim kelimesi Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’nin rejim ihraç savaşında arada kalan Türk gençliğinin yine Amerika Birleşik Devletleri güdümlü paşalar tarafından katledilmesinin hemen ardından Amerika’nın sosyalizmden soğutma politikalarının bir parçası olarak ülkemizde yasaklanmış. Tam olarak bu sebeplerden dolayı olmasa da bende her zaman garip bir hüzne sebep olmuştur bu kelime. Kanımca dünyanın en son kurtuluş treni olan 68 kuşağını ve trene binmek yerine treni patlatan insanlığı hatırlatıyor “devrim” kelimesi bana.
Peki “devrim” diye bir şey var mıdır hakikaten? Yani bir şeyler aniden ve köklü bir biçimde değişebilir mi? Hele bu şeyler insan topluluklarının yaşayış biçimlerini çok yakından ilgilendiriyorsa… İnsan bir anda değişebilir mi? Hem de kökten…
Devrim denilen olgunun genel amacı iyi insanı ve mükemmel toplumu yaratmaktır. Ancak bence bu tamamen imkansız. İnsan kötü bir varlık. Çevresindeki her şeye hatta kendine sürekli zarar veren bir canlı… Genel olarak insanın doğru bir eğitimle barışçıl ve zararsız bir canlı haline getirilebileceği görüşü yerleşmiş olsa da bence bu görüş yanlış. Yani insanlık tarihini bir düşünün en barışçıl dönemince bile insanlığın ne derece zararlı olduğunu düşünün. Bırakın mükemmel bir toplum yaratmayı dünya üzerinde tahmini olarak 1.5 milyon yıldır insan denilen canlı var ve biz hala “iyi insan” kimdir sorusunun cevabını bulabilmiş değiliz oysa kötülük gün gibi ortada. Kısaca iyilik aranandır kötülük ise var olan. Ve var olan bir durumu bilmediğiniz bir olguya kökten ve hızlı bir biçimde devşirmek pek de mümkün görünmüyor bana.
Bir de en “doğru” ve “başarılı” bildiğimiz devrimler serisini inceleyelim. Atatürk devrimleri (paşalarımız “Atatürk inkılapları” demeyi daha uygun buluyor) gerçekten mükemmel ve başarılımıdır? Yani 600 yıllık alışkanlıklar 5-10 yılda değişir mi? Geçtim 5-10 yılı sizce 85 yılda ne kadar değişti? 1933 den beri ilkokula giden her çocuk yıllarca her sabah Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılığına dair yemin ediyor ve bu devrim hala tam anlamıyla oturmuş değil. Sizce ne derece hızlı ve köklüdür Atatürk devrimleri?
Ya da tarihi değiştiren Fransız Devrimi… Ne derece yıkabilmiştir efendi-köle düzenini? Sıfatlar değişince düzen de değişmiş olur mu? Efendi yerine patron, köle yerine işçi kelimelerini kullanmak köklü bir değişim midir?
Devrim yoktur. Hacıyatmaz gibi bir o yana bir bu yana kıvırarak kötülüğünden kaçmaya çalışan insanoğlu vardır.
İşte geldim burdayım…
Aylardır adam gibi yazmıyorum. Çünkü üzerimde yeni bir okulun, yeni insanlarla tanışmanın ve doğal olarak yeni bir hayatın heyecanı vardı. Bilgi üniversitesi kültür yönetimi bölümüne yerleştim. O ne? Demeyin bende bilmiyorum. Ama dersleri inanılmaz eğlenceli ve faydalı buluyorum. Her neyse. Üniversitede ilk dönemim bitti. Zaman yeniden su gibi aktı ve yine melankolik bir akşamda yazıyorum sizlere (kimsiniz ki siz? okuyan var mı bu yazıları?). Dediğim gibi yazmak biraz depresyon olmadan olmuyayan bir şey benim için. Bu yazının bir konusu yok. Sadece yeniden bloguma dönmek istediğim için birşeyler yazmam gerektiğini hissettim. İlk adımımı da böylece atmış oldum. Daha aktif bir blog olması dileğiyle. İyi akşamlar.