Kendini Parlatma Çabasındaki Angutla Diyalog
Kendinden bolca bahseden insan ne kadar iğrenç bir insandır ya. Yani bunu yapan insanları algılayamıyorum tiksinç olduklarının farkında değiller mi? Bu nasıl bir ruh halidir ki? Bu tarz bir konuşmanın ardında yatan inanç nedir? Nasıl bir kendine güvendir ki bu hem kendini çok iyi tanıdığına inanıyor hemde bizim onun söylediği herşeyi koşulsuz kabulleneceğimize ölümüne inanmış. Öte yandan bir nevi kendini aşşağılamaktır bu. “Senin beni tanımana gerek yok ben kelimelerle özetlenebilecek kadar sığ bir insanım zaten dur ben sana anlatayım beni”… Olmaz, olmamalı.
Birde bunu çaktırmadan yapmaya çabalayanlar var onlar daha da iğrenç. Direkt olarak kendileri hakkında bilgi vermek yerine kurduğu her cümlenin alt metninde kendine bir övgü olanlar. Bunlar her cümleyi kendilerinde var olduğunu düşündükleri bir özelliğe, bir karizma objesine bağlarlar. Hele birde karizmatik olduğunu düşündükleri şey aslında saçmalıktan öte bir şey değilse (ki genelde öyledir) durum daha da vahim. Genelde anlatılan olayın kurgusu kolpalama yeteneğine göre çeşitlilik göstersede belirli temel noktalar vardır. En önemli nokta kişinin “etiket” tercihine göre (ki burada tercih kelimesi gayet absürt oldu tercih denilen şeyin şahsa ait olması durumu günümüz insanı için bu derece zorken böylesine bir insandan bağımsız bir tercih beklemek amaçsızlık oldu biraz özür dilerim) olayın mekanı ve belirtilmek istenen karakter özelliği değişir. Mesela taksim genci anti-emperyalist ve eşitlikçi yanını vurgulamak için kendini yırtarken cadde delikanlısı toplumun sosyoekonomik düzeyi daha düşük kısımlarından ne kadar nefret ettiğini belirtmeyi kendine görev edinir. Bir başka önemli nokta da bu kendini övmenin yapılış amacına göre değişen stildir. Yani bir kıza kendini parlatmaya çalışan bir arkadaşımız kurduğu dünyada kendini kaybedebilir ancak yeni tanıştığı ve üzerinde herhangi bir emeli olmayan insanlara kendini öven bir angut çok daha temkinli olacaktır çünkü risk almasını gerektiren bir faktör yoktur.
Evet düşmanımızı tanıdıkdan sonra şimdi de silahlarımıza bakalım. Tüm bu durumlarda yapılması gereken şey kolpalarken verdiği bir iki açığı muhattabımızın yüzüne vurmak olucaktır. Yenildiğini anlayan genç kuyruğunu kıstırıp suskunluğunu korumayı tercih edecektir çünkü kendini övmekten başka bildiği bir muhabbet tekniği yoktur. Peki kendimiz savunmaktan daha ötesini yapıp bu mahluklara acı çektirebilirmiyiz. Tabi ki evet. Tek yapılması gereken bu kendini parlatma işlemi sırasında verilen açıkları angutumuzun kolpalamanın doruklarına ulaşıp kendini kaybettiği kalabalık bir arkadaş ortamında yüzüne vurmak ve tabiri caizse onunla alenen testis geçmektir.
Konuyu yine tyler durden abimizin bir özlü sözüyle bağlamak istiyorum “kıçına tüy yapıştırmak seni tavuk yapmaz”…
Hayal
İnsanı diğer canlılardan ayıran en mühim özelliklerden biri olan tahayyül kabiliyeti bence aynı zamanda insanın varlığını anlamlı kılan ender özelliklerden biriymiş. Ki son 20 yıldır pek nadir görülen bu meziyet aynı zamanda insanı mutlu kılan yegane özelliğiymiş. Yazının duylan geçmiş zaman kipiyle çekimlenmiş cümlelerden oluşması garip mi geliyor? Gelmemeli… Maalesef doğum tarihim insanların hayallere sahip olduğu tarihlerin bir miktar sonrasına denk gelmektedir.
Eminim herkes kendi hayallerinin olduğuna inanıyordur. Ama bunlar sizin hayalleriniz değil arkadaşlar üzgünüm. İthal hayallerinizden birkaçını sayalım mı hep beraber???
-iyi bir üniversite
-iyi bir kariyer
-huzurlu bir aile hayatı
-geçimini sağlayacak kadar (yalanın böylesi…) maaş
-ve huzur dolu bir emeklilik
Kendini yaratma işini üniversitelere bırakarak yaratılmayı bekleyen bir nesil. Varlığım dünya ekonomisine armağan olsun zihniyetiyle hareket eden kariyer manyakları. İnsanlar iki parça ekmeği bulamazken “iki parça lüks benimde hakkım” cümlesini rahatlıkla kuran bencillik abideleri. Ve mutlu olmak için sektör tarafından kullanılamaz hale gelmeyi bekleyen insancıklar. İşte bu hayallerin ürünleri…
İçimizi dolduran %100 ithal ömür boyu garantili parazit hayalleri benimsemeye başladığımız gün ( ki o günü geçeli hayli oldu) özgürlük kavramı tarih denilen ilginç bilmin konusu haline gelmiştir. Bu sentetik hayallerden vazgeçmek eğer umutsuzluksa tyler durden’in de dediği gibi “Loosing all hope is freedom”